Anılar

Gözpınar köyünün haberleşme merkezine hoşgeldiniz...

 

Anasayfa

Anılar

Tarih

Makaleler

Haberler

Videolar

Fotoğraflar

Soyağaçları

Şiirler

Misafir Defteri


Televizyonlar

Dost Siteler

Gazeteler

Köy siteleri


Bu sayfada memlekette başınızdan geçmiş olan ilginç olayları bulacaksınız. Fıkralar, hikayeler, espriler vs. vs. Dikkat etmeniz gereken tek şey kişileri rencide edici şeyler yazmamanız. Biliyoruz ki bizim köyün bu konuda epeyce yeteneği var. Olanaklar olsa birçok tiyatrocu çıkardı bu topraklarda sanırım
Hızlı Erişim:

GOTİYA “TAM WAXTA XA YA BRA!”

Abidin


Ataş’ın Kazım Kurdoların Kamo ile Çamiçi’nde odun getirmeye giderler. Çamiçi’nde ağaçlardan odun peyda edip hayvanlarına yükleyip dönüş yoluna koyulurlar. Bütün gün yorulup, bir de sabah giderken kolay bir şekilde indikleri yollar dönüşte rampa olarak karşılarına çıkınca çok yorulurlar. Bu durumdan şikayet etmek maksadıyla Kazım laf atar:
“Lı law Kamo, mariyek pence salı bu, tü da içi dev bırri” der.
“Kazım, emın e çellı hayştın”diye durumu kurtardığı düşüncesiyle cevap verir Kamo.
“Tam waxta xa ya bra” diyerek Kamo’nun manevrasını boşa çıkarır Kazım.

İzmir, 13  Temmuz 2010

 

GEÇMİYOR GÜNÜM GEÇMİYOR


Antalyanın yolu uzun
Gideceğim tutmaz dizim
Çok yalvardım gitmen kuzum
Geçmiyor günüm geçmiyor


Yavrular bizi özlüyor
Dedesi yolun gözlüyor
Ebe durmadan ağlıyor
Geçmiyor günüm geçmiyor


Şekir sen deli yiğittin
Seni kurbanla büyüttüm
Beni bırakıpta gittin
Geçmiyor günüm geçmiyor


Ali Güven bunu söyler
Niye ağlıyorsun derler
Ne bilsin halımdan eller
Geçmiyor günüm geçmiyor


Ali (Aliba) Güven
Afişin- Gözpınar Köyü

Bu türküyü 1980 sonlarında gurbete giden oğlu için söylemiştir. 1993 yılında 73 yaşındayken ölmüştür. Benim öz amcamdır(Ahmet Güven)

 

EVCİ ABİ DEN VEFA

Yaz tatilinde İğdemlik'i ve çevre köyleri ziyaret eden Evci abi kendisini ençok seven Alibek dayısını unutmadı... Dayısının mezarını ziyaretinde duygulu anlar yaşayan Evci abi, yanındaki diğer akrabalarla dayısını andı...


evci


ŞEKİR'İN TEPESİ ATINCA

Hasan

Hazır Şekirden bahsetmişken, bizim Şekir'e ilişkin bir anıyı anlatmak istiyorum size... Bizim Şekir derken, Göz'den Ataşların Alibey amcanın oğlu Şekir... Kendisi çok güzel saz çalar, iyi ata biner... Bunların yanında bir başka yeteneği vardır ki çoğu köylümüz bilmez belkide...

 

Seksenli yıllarda köyümüze Kars'dan bir öğretmen gelmişti... Nedendir bilinmez ama nükteci köylümüz adamcağızın adını “Kur taxt ” koymuştu... Elbetteki bizimkilerin koyduğu lakapların hepsinin bir anlamı vardır. Ben şimdiye kadar hiç anlamsızına rastlamadım. Zaten , onu tanıdıkça bu isminde ona tam uygun olduğunu insan kendiliğinden anlıyordu...

Bizim “Kurtaxt” pek beceremediği öğretmenliğinin yanında, bir futbol hastasıydı. Futbol deyince adamcağızın aklı başından gider, kendini kaybederdi... Hatta çoğu zaman, zavallı karısının kafasını top zannedip kafaya çıkar, rövoşata yapıp gol atmaya kadar vardırır dı işi. Zavallı kadıncağızın yediği darbelerden hiçbir zaman yüzünde hüzün eksik olmaz... orasında – burasındaki yaralar hiç mi hiç iyileşmezdi...

O güne kadar çok keskin tartışmalara sahne olan köyümüzde, darbenin getirdiği suspus hakim olmuş, gençler korkudan kıpırdayamaz olmuştu...Kurtaxtın maç turnuvaları yapalım önerilerine burun kıvıran siyasi gençler bile yavaştan yavaşa oyuna gelmiş, futbol maçlarına çıkmıştı...Bu sayede köyümüzde ne cevherler yattığını da görme fırsatımız olmuştu...

İşte bunlardan biri de Şekir di...Yeterki top eline geçsin, onu yakalamak mümkün değildi... Teknik olarak eksikleri olsada , performansı ile göz dolduruyordu. Kısa sürede Kurtaxtın gözdesi oluvermişti... Bizde futbolun hasları olarak, Şekirsiz maça çıkamaz olmuştuk. Adamda bir nefes var, maşallah yani...Onun ayağına gelen her top, karşı tarafın kalesinde biterdi mutlak... Ya gol olur ya korner, Ya da auta giden...

Bu arada Kurtaxt bize antranörlük yapmaya başlamıştı... Antreman yapacak zamanınmız olmasada, maç öncesi verdiği taktiklerle bizi manüple etmeye çalışırdı.. En büyük taktiği ise,

“Baxın çocixler; top geçerse adam geçmeyecek, adam geçersede top geçmeyecek!”

Yani açıksa bize, eğer top geçerse adamı devirin diyordu... Bu ne kadar tutuyordu bilemiyorum ama, bizi agressiv yaptığı kesin...

 

En ünlü maçlarımızı da Kötüre ile yapıyorduk... Milli maç kadar heyecan yaratıyordu çocuklar arasında... En son Kötüreyle aslarımızdan yoksun yaptığımız maçta 5-2 yenilmiştik de, Kötüreli gençler Galatasarayı yenmiş kadar sevinmişlerdi...

İşte bu ünlü maçlarımızdan birinde, şimdi tam hatırlamadığım bir sebeblen Şekir'in yumruğunu kaldırdığı gibi Kötürenin en as oyuncularından Acar hasanın oğlu Cummo idi sanırım, kafasına indirdi. Çocuk neye uğradığını anlamadan sendeledi yere düştü... Çocuk derken, o da en az bizim kadar agressiv... Hele bu yumruktan sonra onu tutmak mümkün olmadı... Şekiri elimizde parçalayacak nerdeyse... Kaldıki Şekirle de akraba imiş, sonradan öğrendiğime göre...

O güne kadar sakinliği ve efendiliği ile tanıdığımız Şekirin bu davranışı yüzünden bir süreliğine Kötüre yolunu unuttuğunu biliyorum...Hatta bu yüzden bizi güzel futbolundan mahrum bıraktı Şekir. Kötüreye onu götüremiyorduk...

 

O zamanlar bizde büyük infial yaratan bu anıyı sizlerle paylaşmak istedim... Şimdi düşünüyorumda, elinde olanaklar olsaydı, Şekir Türkiyenin en ünlü futbolcularından biri olabilirdi... Ama, yoktu o olanaklar... belkide futbolla ilk defa o zaman tanışmıştı... Yani 16-17 yaşlarında..

Bu arada şunuda belirteyim: biz maçları Kamoların harmanlarında yapardık. Tam bir futbol sahası büyüklüğündeki bu alanda top koşturmak gerçekten zevkliydi...

Yeni anılarda buluşmak dileğiyle kalın sağlıcakla...

 

GÖÇAYIRLI ŞEKİR
Hasan

O gün memlekette çok büyük bir olay olmuş gibi bir hava vardı... Köşe bucak toplanan insanlar bir birlerine hararetle bişeyler anlatıyor, kimisi ah vah çekip üzüntüsünü belli ediyor... kimisi de köylük yerde insanın düşmanının olmasının ne kadar kötü olduğu üstüne düşünceler yürütüyordu... Yazın ortası olmasına rağmen, o gün insanların iş'e gidesi yoktu.... Belli belirsiz bir matem havası bizim köyüde sarmıştı...

İnsanlar birbirlerine selam verir gibi , “Şekiri de vurmuşlar!” diyordu...Her yanıyla Şekir in vurulması olağan üstü bir durum gibi gelmişti bana... Sanki o, ölümsüz bir insandı da kimsenin kurşunu ona işlemezdi, ama birileri bir yolunu bulup Şekiri de vurmuştu işte...

Haççe amojinin Hüseyin, namı diğer Haççe Hüsen, başka durumlarda göstermediği bir telaşla, olay yerine gitme teklifinde bulununca , içimde bir korku da duysam, hemen kabul edip yola koyulduk... Olay yeri Göz'e epey uzaktı... O yaşlarda Birkaç defa oralarda geçsemde, tam olarak kestiremeden takıldım emmoğlu Hüseyin'in peşine... Köyde aynı yaşlarda olmadığımız için aramız pek sıcakta sayılmazdı ama böylesi büyük bir olay bizi yakınlaştırmıştı sanırım... Afşine giden yaya yolunun Odungediği aştıktan sonraki bir yerde gerçekleşmişti cinayet.... Haritatan dikkatle bakarsanız , Birecikle sınırımızda bulunan ve Bireciklere ait olan koca bir tarlanın ortasından geçer yaya yolu...Sahibinin adını unuttum ama buradan belirtmekte yarar var, sınırları kaybolmasın diye Birecikliler inatla bu tarlayı ekip biçmektedir bugünde... Bizimkilerin tarlaları ise “bor” olmuş artık... İşte Odungediğindeki bu tarlayı geçtikten sonra yolu dikine kesen Birkaç tane dere ile karşılaşırsısınız.... Hatırladığım kadarıyla, ikinci derenin üst tarafından ve alt tarafından pusu kurmuş, Şekiri çapraz ateşe alarak öldürmüşlerdi...

Biz oraya vardığımızda dört bir taraf jandarma doluydu... Çok değişik köyden gelip görmek iteyenlerde dolmuştu ortalığa... Ama jandarma bizi fazla yaklaştırmamıştı olay yerine... Hatırladığım kadarıyla, buğday öğütmek için iki eşekle kazaya gitmişti adam... Onu uzun süredir gözetleyen hasımları, planlarını kurup dönüşte avlamışlardı Şekiri... Çok önceleri Şekir onlardan birinin bir büyüğünü vurmuştu sanırım... Yani kan davası... Evde onu bekleyenler meraklanmış, sonunda aramaya karar vermişler, ancak sabaha bulmuşlardı babalarının ölüsünü...

Bu Şekirin ölümünün bizde infial yaratmasının bir başka sebebi de vardı...Şekir adeta bizim köyün bir parçasıydı... Nişanıttan çok bize gelip giderdi... Daha çok bizim insanlarla dosttu... Sanki bir akrabamızı yitirmiş gibi olmuştuk... Haksızda sayılmazdık...

Rivayete göre, bizim Allo, yani Alloların atası , Kammonun kardeşi Allo Nişanıttan bir kadın kaçırır.. Evli olduğu halde yapar bunu... O zamanlar kadınların bir söz hakkı olmadığ için olağanmış bu durum... Allo gerçekten sevipte mi kaçırmış, yoksa başka bir durum mu olmuş bilemiyorum. O günü iyi bilenlerden yaşayanlar olsada sorsak... Ama Allonun bir kadın kaçırdığı ve bu kadının aylarca Allonun yanında kaldığı biliniyor. Ta ki evin kadının şikayetleri üzerine köye gelen Alevi dedelerin Alloyu tehtid etmesine kadar...

“Allo, senin başına kül eleriz... Sen nasıl yezidin yatağına girersin.. Tez elden bu kadını bırak, yoksa seni toplum dışı ederiz!” , yağıp gürlüyor Dedeler... Allo çaresiz götürüp geri Nişanıta bırakır bu kadını... Rivayet odur ki, kadın hamile kalmıştır bu arada... Ve bu hamilelikte doğan çocuğun adı Şekirdir... Ve yine anlatılanlardan anımsadığım kadarıyla, Şekirde bu olayı gerçek yüzüyle bildiği için bizimkileri kendine akraba biliir, çok yakın davranırdı.. Tabi bizimkilerde ona...

Evet, hikayemiz bu kadar... Haritaya baktıkça aklıma gelen başka hikayelerde buluşmak dileğiyle...Hoşçakalınız..(başa dön)
24.06.09

GİDENLERİN ARDINDAN
( KAMOLARDA HAYATIN BİTTİĞİ AN)
-Deniz Coşkun-

    Kasım ayının son günüydü. Erzurum’da soğuk bir gece yaşanmaktaydı. Akşam nöbetleri 2 saatten 1 saate düşmüştü. Nöbet dönüşü soğuktan tirtir titriyordum ama içim de garip bir duygu vardı. Hemen yatmak istiyordum çünkü gece 1 -3 nöbetim vardı. Koğuşun kapısında iki arkadaşım sürekli sigara içiyor ve çok üzgündüler ama bana bir şey söylemiyorlardı. Yattım  beni gece nöbetine kaldırmadılar sabah kalktığımda kimse benimle konuşmuyordu. Bölük komutanı beni çağırdı“Baban biraz rahatsızmış sana izin veriyorum memleketine git” dedi. O an hemen babamın öldüğünü anladım. AMA hiçbir zaman gün görmemiş yeni yeni yaşama tutunmuş Abim Kullo aklıma gelmedi. Köye telefon açtığımda telefona Şeğali Abim çıktığında her haldeKullo babamın üzüntüsünden konuşamadı diye düşündüm. Ama kapıdan içeri girince annemim ağlamasından ve “Kullo nerede ? “demesiyle mezara koşmam bir oldu. Gerçek apacık karşımda duruyordu. O gün bu gündür babam için bir damla göz yaşı dökmedim ama köy denince benim içim cız eder. Yaylalar denince yüreğim burkulur.Televizyonda koyun görsem aklıma Kullo gelir. Kullo  hakkında ne yazılabilir ki, Bütün yaşamı acılar, çileler ve sıkıntılar içinde geçti.Biz Okula giderken o Çocukluğunu yaşayamadan koyunlarının başındaydı. Şeğali Abim hapisteyken gencecik yaşında evin geçimini sağlamak için didiniyordu. Mehmet Abimin Ölümünü taaa yüreğimde yaşadı ve sağlığını kaybetmişti. Yurtdışına gitti bir türlü hayata tutunamadı. Tekrar köye geldiğinde yeni bir yaşam başlamıştı ama bu sefer her şeyi aksi gidiyordu. Bir türlü evlenemiyordu,sonunda evlenecek birini buldu. Düğün günü kaza geçirdi. Gündüz köyde akşama kadar çalışır akşamda yaylaya giderdi. Ama hayat ona bir türlü güzel yüzünü göstermiyordu. Karısı Arife hastalanıp geride daha  bir yaşına gelmemiş yavruyu bırakıp aramızdan ayrıldı. Kullo karısına mı acısın yoksa 4 aylık çocuğunun İstanbul’a gitmesine mi ? yuvasının dağılmasına mı? Evladının gurbette olmasına yukarıdaki de dayanamaz ki herhalde kendisini çok seven birisi karşısına çıkar. Tam mutluluğu ucunda yakalamaktadır. Yılların acısını çıkarmak üzeredir mutluluğa bir adım kalmıştır. Sımsıkı sarılmıştır hayata ve ilk defa aşık olmuştur sevdiği kızla ilgili duygularını annesine ilk defa söylemiştir. Hayallere dalıp çocuklarının birleşeceği günü sabırsızlıkla beklemektedir. Yeni bir sıcak yuva kurup Kamoları canlandıracaktır. Karların erimesiyle dedesinden kendisine miras kalan genleriyle tekrar yaylaya çıkacaktır.

    Ama bir adamın şansı hiç mi olmaz, kader ve alın yazısı dedikleri bu herhalde. En mutlu gününde onu bir daha yokladı bu sefer kurtulamadı, gerisinde Kamolarda yaşam bitti. Benim için köyün bir anlamı kalmadı  mezarlarda sırayla 3 abim  gömüldü. Bu da benim payıma yetmedi 2 Yıl sonrada Şeğali Abim aramızdan ayrıldı.  Ve takvimler 29 Kasımı  gösterdiğinde  Kullosuz geçen 7 yıl doluyor. Sanki bana çok uzun bir süre gibi (30 yıl gibi) geliyor. O kadar çok özledim ki Kullo ‘yu onsuz bir köyün ve yaylanın hiç anlamı yok. 6 aralıkta da Mehmet Abiminsiz geçen  22 yıl doluyor.
(başa dön)

kullo

 

 

 

 

 

 

 

 

aliamca

 

 

 

 

hüseyin

 

 

CAFAR´IN MESHUR SÖZLERINDEN BIRI
Nasır Doğan 

Herkez bilir bizim köyün ne sakaci ve hikayelerinin meshur oldugunu size onlardan birni anlatayim   Bizim köyde rahmetli Ali Gure emmi  ölmeden önce halil emmimin kizi elife bir vaate bulunuyor! diyorki"Alif az mirimsa la sar mazalemen tosok dau leke"(Elif ben ölürsem mezarimin üstüne bir tas ayran dök.)Elif ablada bir sürahi ayrani  Oligurenen mezarina döküyor  bunuda cafar görüyor. basliyor söylenmeye"Oligure da hayşte sole dau waxor du ternabu wece la sar mazalexe dadalekiriniye"(Aligure sen 80 sene ayran ictin doymadin bu defa mezarinami döktürüyorsun.) diyor. Not: Caferi yadetmek(başa dön)

Göz'den bir Öykü

Köyümüzün en ilginç yanı, espirileri ince ve çok zekice yaparlar. Yine insanlarımız arasında din diye bişey yoktur. Ama en önemlisi de insanlarımız yaşlandıkça Tanrı ile arayı açarlar. Bakın sizi küçük bir anı anlatam: Bir gün muhtar Mehmet amca ölüm döşeğinde yatıyor.Göksün’ün bir köyünden eniştesi geliyor. Mehmet amca ölmek üzere, enişte başlıyor başucunda kuran okumaya. Mehmet amca eşi Hatun bibiyi çağırıyor ‘’le vina la ser korimin rake, haş kuççık lamın nelıştın’’(hanım şunu baş ucumda kaldır,ben de kafa beyin komadı) demiş.

Enişte bakmış, bizim köy kurana inanmıyor, kolları sıvamış illada köylüyü inandıracak. Gel görki bunun burası Göz. Köyün arkası ve karşısı dağ. Enişte kuran’ın büyüklüğünü göstermek için karşı dağı göstererek ‘’ kuranı dağa versen dağı devirir’’ diyor. O dağdan dolayı İmam amcanın da televizyonu çekmiyormuş. İmam amca’’ hiç fena olmaz,zatı bizim televizyon çekmiyor’’ demiş.
Ahmet Güven
(başa dön)

Fıkra
Deniz

  Ali diye kimi kimsesi olmayan birisi
askere gitmis. Arkadaşları aileleriyle konuşuyor, ailelerinden para felan istiyormuş fakat bizim Ali telefon açacak kimsesi olmadığı için oturmuş ALLAH'utealaya mektup yazmış.
"ALLAH'ım durum sana ayan beyan, kimsem yok biliyosun, ne olur bana 200
milyon." Ali kapatmış zarfı yazmış üstüne 'Ali'den Rabbine' Atmış postaya Ali mektubu. Tabi asker mektubu incelenir. Subaylar bi bakmışlar birliklerinde gariban asker. Subayin birisi ' bizim birlikte böyle gariban askerlerde mi vardı. Subaylar çikin paralari' demiş. 200 milyon çıkmamış 150 milyon çıkmış. Koymuşlar zarfa yazmışlar 'rabbinden Aliye'... Aslanım Ali
almış zarfı bakmış 150 milyon. Oturmuş ALLAH'utealaya 2. mektubu döşemiş.
'ALLAH'ım mektubunu aldım çok teşekkür ederim. Şimdi sana bi adres verecem parayı bundan sonra oraya gönder. Zira bu ib... subaylar içinden çalıyo.......
(başa dön)

Rama la ta bı!

Bizim Keleş, küçüklüğünde hep ilginçlikler yapma meraklısıydı. Gerçi bütün çocuklar öyledir ama, bizimkisi hiçbir çocuğun kolay kolay yeltenmeyeceği ilginçlikler peşindeydi.
Nereden duymuşsa bilmem, dağ komandolarının bazı böcekleri yediklerini, kablumbağa-yılan ve kurbağaları severek yediklerini duymuş, komandolar gibi yapmaya özenmişti. Kendince en temizi olan kurbağaları hedef seçmiş, yakalayabildiklerinin bacaklarını koparıp közde bir güzel pişirip yemeye başlamıştı.
Olay o kadar ilginçti ki kısa sürede bütün köy bu meseleyi konuşur olmuştu. Kimi inanmıyor, kimiside lanetler yağdırıyordu Keleşe... Hiç kurbağa eti yenirmiymiş... Mundarmış... Günahmış... Falan-filan.... Zavallı köylü nereden bilirdi "Kurbağa bacağı" nın lüks lokantaların aranır menülerinden olduğunu... Keleşde bunu bildiğinden yemiyorduya, neyse...

Bir gün Kazım amca (Kazım i Gevran) Keleşle karşılaşır.
- "Lav yavrum, rama la ta bı. La ru ta, şukur isal ma haso bakan nabist!" der.
Köyümüz insanının nükteciliğine çok güzel bir örnek olduğu için hala unutmadım bu espriyi. Ve siz değerli köylülerimle paylaşmak istedim bu anıyı.
Hasan
(başa dön)

Kullo (Hasan Cosgun - Foto: Ayhan)

Bazı insanlar vardır yaşadıkları yerle bütünleşirler. Doğa; onlar yaşadıkça yaşar, onlar ölüncede onlarla birlikte ölür sanki. Kullo işte öyle biri idi. Göz'ün ve çevresinin dağına taşına sormak lazım; Kullonun ayak basmadığı yeri varmıdır diye. Hangi koyakta ne var, hagi tepede Kalğım var, nerede ağaç nerede çalı var hepisi Kullonun aklındadır. Hangi ot neye yarar, hangisi zararlı...
Hangi yaylaya ne zaman göçülür. Hangi oba bize ait. Kullo bilir. Bilcümle koyun çeşitleri, bilcümle köpek adlarını bilir. Ta Kızılcıkdaki dede dostunu tanır, hatırını sayar. Dedesi Kullo gibi "Kullo ağa"dır o. Dedesinin tek mirasçısı da odur zaten. Koyuna olan sevdası ile ...Göz'e olan tutkusu ile...
Onca insana rağmen, Kamoları yalnızlığa birakmayan tek kişi de oydu...
Şimdi Kamolar boynu bükük bekliyor sevenini...... Ağaçlar kurumuş, kuş sesleri gelmez olmuş. "Yılanlı" koyun melemelerine hasret kalmış.... Dağlar taşlar Kullonun sürüye seslenişini özlemiş.
Kullo kardeşim... Sen gittin, Kamolar da seninle birlikte gitti....
Sensiz , öksüz kaldı börtü böcek...
Sensiz, öksüz kaldı Kamolar....
(başa dön)

kullo2


Dondi omojinin Teberiği

Sevgili gözpınarlılar!...
İğdemlikli Nuri dedem ölünceye kadar hemen her sene yaz tatillerinde köye giderdim. Orada birçok olaya şahit oldum. İnsanların kavgaları, sohbetleri, gençlerin ve çocukların Göçayır deresinde yüzmeleri, zembillerle ve elleriyle alabalık avlamaları, alibek emminin, memed emminin bahçelerini sulamaları, su için kavga etmeleri, dedem hüseyin'in elinde sitillerle güzelpınar çeşmesine su almaya giden bu sitenin yapımcısı hasan'a   gidişinde ve dönüşünde "nereye gidiyorsun lan sahtekar, nereden geliyorsun lan sahtekar" diye sormaları, rahmetlik ali amcanın ve Mehmet abinin bizi atlarına bindirmeleri, küllo(rahmetli) ve hüseyinle(keleş) oynadığım oyunlar, hüseyinin mısır saplarıyla yaptığı ve adını keleşkof koyduğu silahlar, babaannemin sabah 6.30-7.00 arası bizi "kalkın artık gün öğlen oldu" diyerek bizi kaldırması ve imam emminin kuzularını gütmesi, kuzuların arkasında ip gibi sıra halinde gidişini hayranlıkla izleyişim v.s….çocuk aklımdan bugüne ulaşabilenler. Aslında köyde birçok anı ve olay vardı. Düşünsenize ben çok kısa bir süre orada kalmama rağmen neler hatırlıyorum. Orada yaşayanlar kimbilir neler görüp geçirdiler. Lütfen herkes yazmaya çalışsın. Bir köy belleği oluşturalım. Yaşadıklarımız bizimle yok olup gitmesin. Aşağıda yakın zamana ait iki anımı yazıyorum.

-----9 Ağustos 1997 yılında Ankara'da düğünümüz oldu. Düğüne babaannem Hediye gelebildi ama dedem köyde kaldı gelemedi. Biz de balayına gitmeden önce köye dedemin yanına uğramayı düşündük. Afşin'de taksiye bindik köye gittik. Kötürede köprünün üstüne logar veya biz koymuşlar köprü kapanmış. Ben taksiden indim ve logar çektim. Çektim ama belimde tutuldu. İki büklüm köye geldim. Bizi daha doğrusu beni öyle görenler şaşırdı. En ilginç ve güzel tepkiyi beni daha önce hiç görmeyen pono ibrahimin karısı hüsne verdi. "Viiiy yazık bu kıza sakat adamla evlenmiş" diye.

-----Ertesi gün köyden ayrılmadan kısa bir süre önce döndü omojin elinde birkaç parça bir şeyle yanımıza geldi. Eşime "Emine bunlar döndü omojindan sana teberik olsun" dedi. Eşim anlamadan suratımıza baktı. Biz hediye verdiğini anlattık. O teberikler hala evimizin bir duvarında durur. Ve soranlara döndü omjinın teberiği olduğu eşim tarafından söylenir.
(başa dön)


Hüseyin Coşkun

Sanma ki....

Rahmetli İmam amcanın (İmam Coşkun) Kayseriden değer verdiği bir misafiri gelir. Hürmet ve hizmette kusur yapılmaz. Bu değerli misafire elden geldiğince misafirperverlik yapılır. Sabah kapıda otururlarken, İmam amca kapının önündeki bahçeye girer, engüzel salatalığı alıp misafirine ikram eder. Misafir bir taraftan utana utana salatalığı yer bir taraftanda ters ters İmam amcaya bakar. Elindeki salatalığı bitirdikten sonra:
- "İmam, mabeki ev nızanı. Ta Xıyare heşine bama da xaren!*" der.
(*Türkçesi: Sanma ki bu anlamadı, yeşil ham hıyarıda bana yedirdin)
(başa dön)

İki Eşeği nerden bulacağız?

Kamolarda küfürleriyle ünlü bir amca, bir küçüğünü hem kovalıyor hemde, "Kiri 82 Qer'an dakişnima ta!" diye bağırıyormuş.
Bunu gören Kamo amca (Kamber Eroğlu)
-Ula ......(falanca), Seksen eşeği hadi Nişaatta falan buluruz. Da bu iki eşeği nerden bulacağız, diye bağırır.
Yaptığı küfürün ölçüsüzlüğünü anlayan amca, çocuğu kovalamaktan vazgeçer, kafasını sallaya sallaya eve döner.
(başa dön)

 

 

Anılarda Yaşayanlar


Gözpınara özgü kelimeler

Omar:
Mehmet amcanın katırlarının adı. Yada hoşlanılmayan şeyleri adlandırma bicimi

Çökek: Bahçeleriyle ünlü mesire yeri.

Dongız mağara: İki göz odadan oluşan tarihi mağara.

Cırrık: Göçayıra en yakın tarlanın adı.

Likiç:
Kevan sökmeye yarayan ağaçtan yapılmış kalın kazık.

Tuzsuz: Kötürelileri çağırma biçimi.

 

GÖZPINAR’IN ÖZLÜ SÖZLERİ

(Abidinin derlediği)
*Guri sur ba zık katou!
*Gardon fırri you!
*Mın tu kurbano se kıro!
*Guri sur xariou!
*Gavırın kör mankırı’nı etmez!
*Qar e gır i da öxır da ye!

 

| Copyright © 2008 | iletişim: gozpinar.net |